google arama
 


rss-feed
 

nazım hikmet
konusunun soruları

nazım hikmet

nazım hikmet

edebiyat şiir şair yazar > tüm soruları

nazım hikmet, 20 kasım 1901 selanik doğumlu, soyu osmanlı paşasına kadar uzanan bir türk şairidir. türk şiirine getirdiği yenilikler kadar, çileli geçen yaşamı nedeniyle de edebiyat tarihimizde önemli... » yazının tamamı

70 soru : 116 cevap | 52 kez okundu

arkadaşına gönder

ölümünden seneler sonra ilk defa ortaya çıkan şiirleri nasıl bulunmuştur?

   sevgili | 23.01.2008 15:33:47


bahsedilen hürriyet/doğan hızlan köşesinde yayımlanmış iki şiir olsa gerek.çankaya belediyesi "çağdaş sanatlar merkezi" yöneticisinin bir grup çalışma arkadaşı ile ankara hakkında hazırladıkları bir kitabın araştırma döneminde ortaya çıkmış şiirler.

milli mücadele döneminde yayımlanan, iki yerel gazetede yer alan iki şiir daha evvel kitaplara basılmamış olduğu, şairin yakınlarına danışılarak doğrulanmış.bir başarı mıdır, belki.

şiirler şunlar; "müşterek zahmet" ve "aldığım bir mektup" isimli iki şiir.


Müşterek Zahmet (*)

Gözlerimiz Şeffaf Temiz Damlalardır

Her damlada Demire can veren dehanın

Bir küçücük Zerresi vardır Şeffaf Temiz

Damlalarıyla gözlerimiz Bir umman içinde birleşmeseydi eğer

Her zerre Dağılsa idi başka bir yere

Dinamolarla durmayanları çiftçileştirerek

Çelik dağları sof bir klak gibi döndüremezdik!

Müşterek zahmetin şamateri

Yakan *** *** çevirir akan İstimar(?) ateşini

Şem’asız kibrit gibi söndüremezdik

Şeffaf Temiz Damlalarıyla gözlerimiz

Bir umman içinde o kadar karıştı ki

Kaynayan suda buzu Nasıl eritirse deniz(?)

İşte biz de Birbirimizde

Öyle kaybolduk Yükseldi müşterek zahmetin şamateri!

Demire can veren dehayı bulduk

Moskova / Názım Hikmet


Aldığım Bir Mektup (**)

1337 Mart Ankara

Dün gece mektup aldım bir felakete dair

Siyah satırlarında şöyle yazılı:

"Şair!

Bilmiyoruz nereden başlamalı biz söze

Kara bir hançer gibi zavallı gönlümüze

Saplanan son acıyı sen de duyuyor musun?

Yoksa hülyalarınla hálá uyuyor musun?

Boşluklara atılan ruhumuza bu bir sır:

Bilmiyoruz gönüller bu kadar yakın mıdır?

Dileriz derdimizi avutmasın seneler

Bize son vazifeni yapmış olursun eğer

Zavallı gönlümüzde bu derin mátemi sen

Rüba Beyin sesiyle ebedileştirirsen...

Ah bir hale düştük ki duysa káinat ağlar

Hem bir kardeş kaybettik, hem çok sevgili bir yár

Biz gurbette ağlarken o da gurbette öldü

Biz gurbete gömüldük, o toprağa gömüldü...

Şimdi o uzaklarda, çok uzaklarda bizden!

Hayaline ağlayan yorgun gözlerimizden

Yüzü rüyalardaki yüzler gibi kayboldu.

Zaten o bir çiçekti bir çiçek gibi soldu

Bir bahçeye gitti ki açılmaz çiçekleri

Kahpe felek kendini bildiği günden beri

Gökler zulümleriyle bu kadar alçalmadı.

Artık güzelliklere imanımız kalmadı.

Hiçbir ümidimiz yok hiçbir gayemiz de

Şair? Fani neşeyi artık arama bizde

Şimdi biz bir hayale ağlarız için için

Tesellisi olmayan gönüllerimiz için

Sade ona kavuşmak tesellidir diyoruz

Ona kavuşmak için ölümü bekliyoruz

Müstensihi (Aktaran)
Názım Hikmet


bu yeni haber burada bitmedi ama...

2007 yılının son günlerinde bir dergide sanatçının daha önce yayımlanmamış şiirlerinden birinin sevgilisi ve eşi piraye'nin torunlarından birinde bulunan nazım koleksiyonunda olduğu, fakat daha evvel yayımlanmadığı ve yeni ortaya çıkarıldığı bilgisi de not düşülmüştü.

o şiir de şu;


DÖRT GÜVERCİN

-Dördümüze-

Geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mapushane yalağındaydı
ve güneşgüvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı


Girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.


Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler
durdurmaz onları demir ve duvar
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
insanların kanatları yok
insanların kanatları yüreklerinde.

Dört güvercin
güneşe varmak için
yıkandı, uçtu sudan.

İstanbul Tevkifhanesi, 1938/nazım hikmet


daha bitmedi bence;

seneler evvel sanatçının tüm eserleri yayımlandıktan, hayatta olan yakınları, dostları tarafından derlendikten sonra 1980 senesinde kemal sülker'in derleyip bastığı "nazım'ın bilinmeyen iki şiir defteri" ve buradaki şiirler de enteresan bir durum.hatta tanımsız.

şiirlerden biri şu;

Gövdemdeki Kurt


Sen
benim
minare boyunda çam gövdeme
yumuşak beyaz
bir kurt gibi girdin,
kemirdin !

Ben, barsaklarında solucan Makdonaldi besleyen
ingiliz isçisi gibi taşıyorum
seni içimde !
Biliyorum
kabahat kimde!


Ey ruhu Lordlar Kamarası kadın !
Ey uzun entarili tüysüz puvankare !
Karsımda :
demirleri kıpkızıl

bir şömendöfer ocağı gibi yanmak
senin en basit hünerin;
yine en basit hünerin senin;
buzun üstünde paten gibi kıvranmak
soğuk
sıcak
Kaltak
dur !

Yumuşak,
beyaz
kıvrılışlarınla
beynime giriyorsun,
kemiriyorsun !
Oraya giremezsin !
Onu kemiremezsin !
Yumuşak,
beyaz
kıvrılışlarıyla
beynime giren kurdu
çürük bir diş çeker gibi söktüm !
Epeyce ter döktüm !
Bu sonuncusuydu



bu şiir ilk eşine kıskançlık hisleri ile yazılmış, ilk eşi nüzhet berkin'in ifadesine göre...adına istinaden filmi yapılan "mavi gözlü dev" şiiri de buradaki defterden hatta.

e peki; yirmi yılda bir, ya da gündemi taze tutma amaçlı, veya maddi getirisinden umulan medetle nedir bu arada bir bulunan şiirler.saklı oluşunun, bilinmemesinin sorumluları var mı hakikaten?yoksa gerçekten gözden kaçmış şiirler mi bunlar?senelerce hayatının her anı didik didik edilmiş bir insanın hala gizleyebildiği pek çok şeyin olduğuna inancın tazelemesi mi yoksa?karar hakkı takipçilerinin muhakkak lakin; birkaç bilinmeyen şiiri daha var.sanatçının adının anılmadığını hissettiğimiz bir anda, gidip getireceğim sakladığım kahve kavanozundan!

««önceki sorusonraki soru»»

ölümünden seneler sonra ilk defa ortaya çıkan şiirleri nasıl bulunmuştur? sorusuna vereceğiniz bir cevap varsa buraya eklemek için üye kolik olmanız gereklidir.